|
Anne yarın 6 Mayıs diyorum,
heyecanla doğruluyor yattığı yerden… Kimbilir kaçıncı kez dinlediğim
anılarıyla anıyoruz bizim çocukları… O bizim Che Guevaramızdı, diyor.
Yaşasaydı, bıraksalardı benimle aynı yaşta olacaktı, diyor. Gözleri
buğulanıyor kederle…
Karadenizliliğini boynunda hep muhteşem bir kolye gibi taşıyan bu kadın, onurla anlatıyor.
Mustafa
Suphilerden bu yana Karadeniz’den kimler çıkmadı ki… Harun Karadeniz
köylümdü, ya Samsun-Çarşambalı Mahir Çayan? Rize İkizdereli Deniz… Ne
yiğit çocuklardı. Baban Çarşamba’da TÖS’ün yönetimindeyken Ulaş
Bardakçı’yla TÖS’e gelmişlerdi de orda görmüştü baban Mahir’i… Çok
yakışıklıydı bizim çocuklar. Onların ölümünden sonra bize, “Denizleri
gezmiş bile başaramadı, siz mi başaracaksınız?” diyen anneannene nasıl
da kızardık.
Sen
o zaman, daha ilkokula yeni başlamıştın. Çarşamba’dan Samsun’a
anneanneni görmeye gelir giderdim. Bir keresinde anneannenin parasını
hırsızlar çalmışlar. Ben de Cumhuriyet Meydanı’nda inmişim, aklım
anneannenin çalınan parasında ya, meydanda boy boy asılı afişler…
Altlarında aranıyor yazılı bu afişleri incelerken nasıl daldıysam,
yanıma bir polis geldi. “Niye o kadar inceledin; tanıyor musun yoksa bu
banka soyguncularını?” diye sorunca bana, bankada param yok, annemin
parası çalınmıştı bir hafta önce, ben de o hırsızları arıyorsunuz
sanmıştım deyiverdim. Çok fazla konuşuyorsun sen, diyerek beni
uzaklaştıran polise o gün korkudan diyemedim. Evet, tanıyorum onları!
Bizim çocuklar bunlar. Biri Hüseyin, biri Yusuf, biri Deniz!...
Annemin
parasını çalan hırsızları bulamadılar ama bizim çocukları Gemerek’te
buldular. O çocuklar idam olmasın diye bizim Mahir çok mücadele etti.
Daha önce "Aynılar aynı, ayrılar ayrı yerde” diyen Mahir, “Denizlerin
idamı Türkiye devriminin prestijidir" demesini de bildi o gün. Devrimin
prestijini korumak için başka örgütten olan Denizlere sahip çıkıp bu
uğurda canını verecek kadar samimiydi. Hesap kitap adamı değildi.
1972'de
Ünye Radar Üssü'nden denizlerin idamını engellemek için üç İngilizi
kaçırmadan önce Çarşamba’da konakladığını duymuştuk biz. Bir bildiri
yayınladılar ve şöyle seslendiler:"1972'nin Türkiye'sinde tek bir
yurtseverin oligarşinin ipiyle hayatına son verilmek istenirse, bu
Ingiliz ajanları da halkın devrimci öncülerinin kurşunlarıyla yok
olacaktır"
İnönü, "Ülkemizde çalışan Ingilizler ulusun
şerefinin teminatı altındadır. Onları öldürmek bütün ulusu leke ve
töhmet altında bırakacaktır" dedi ve 1972 30 Mart’ında Kızıldere
köyünde Mahirler öldürüldü. 6 Mayıs 72’de de Denizler idam edildi. Bu
çocuklar, darağacındaki bu fidanlar tek bir cana kıymadan ölümleri
giydiler.
Tek
suçları, tam bağımsız bir ülke istemekti. Deniz, Samsun’dan Ankara'ya
Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenlediğinde sen dört yaşındaydın. Samsun
halkına “Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek
için, milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, tam
bağımsız gerçekten demokratik Türkiye için” yürüyüşe katılma çağrısı
yaptı. Mahir, “Nasıl silahını yitiren ordu, orduluk niteliğini
yitirirse, yurtseverlik coşkusunu taşımayan devrimci de devrimcilik
niteliğini yitirir" dedi.
“Bugün
ülkemizde işgalci düşmanın ziyafet sofralarından kalan artıklarla
beslenen bir avuç hain, bir avuç köpek bu alabildiğine iğrenç düzeni
sürdürmek, Amerikan emperyalizmine uşaklık etmek için kurdukları zulüm
çarkını insafsızca çeviriyorlar. Soygun ve talanlarına karşı duran her
yurtsever meydanlarda kurşunlanıyor. Işçilerin ve köylülerin, ekmek ve
toprak isteyenlerin sesi kan ve zulümle susturulmak isteniyor.
Yarattığımız ve ürettiğimiz zorla elimizden alınıyor” diyen Mahir’den
bugüne ne değişti? İşgal de, soygun da, talan da daha çok derinleşti.
Denizlerin
dün taşıdığı emperyalizme karşı yurtseverlik bayrağını yere düşürmeyin.
Denizler gibi ülkenin sahipsiz olmadığını gösterin. Denizleri anmanın
hala suç olduğu ülkemde yurtseverim demekten korkmayın, bağımsızlık
yürüyüşünüz durmasın, derlenip dürülmesin bayraklar... Ta ki, kurtuluşa
kadar!
"Yaşasın
tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt
halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun
Emperyalizm!"
Belma Nur Kartal

en uzun koşuysa elbet türkiyede de devrim
o, onun en güzel yüz metresini koştu
en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak
en hızlısıydı hepimizin.
en önce göğüsledi ipi..
acıyorsam sana anam avradım olsun.
ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun.
Can Yücel
Yorumlar (4) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 129 | Devamını oku... |