40 yıl önce, 170 fabrikadan 80 bin
işçi, sınıf sendikalarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir yasanın Meclis’te
kabul edilmesi üzerine yürüyüşe geçmişlerdi. Kısa sürede kalkışmaya dönüşen ve
yüz binleri kucaklayan eylemler, işçi sınıfının siyasetteki varlığını ve yerini
bir daha unutturmamacasına ortaya koydu.
İşçi sınıfının mücadeleci
kimliğinin görkemli dışa vurumu olan 15-16 Haziran, kapsamı ve niteliği
itibariyle de en büyük, en militan, tarihsel ve siyasal sonuçlarıyla en önemli
işçi eylemi olarak Türkiye işçi sınıfı tarihine bir doruk noktası olarak adını
yazdırdı.
Daha önceden paylaşımda
bulunduğumuz değerli büyüğümüz Osman GÖKSU'dan paylaşmamız için yine güzel bir klip
elimize ulaştı. Bu klipte "Hammeyvayı kopardılar dalından"
parçasını söyleyen Osman GÖKSU'ya fotoğraflar ve videoları eşlik etmekte…
Büyük şairimiz Nâzım Hikmet'i,
ölümünün 47'nci yılında, özlemle, saygıyla anıyoruz...
Dedesinden Nâzım’ı, babasından
Hikmet’i alır 1902’de Selanik’te doğan bebek. İstibdattan bunalan baba,
dışişleri memurluğundan istifa edip Halep’e göçürdüğünde aileyi, daha kundakta.
Halep’te vali bir dede, ama “hürriyetçi”, sürgünden sürgüne gidip duruyor.
Diyarbakır. Ne yapsalar geçim derdi karşılarında. İstanbul’un Kadıköy’ü. Küçük
Nâzım’ın kafasında camdan teyyareler, sarı defterinde şiirler, ellerinde resim
boyaları. Ve Nişantaşı Sultanisi’nden her yıl “aferin varakası”. 11 yaşında
yazdığı ilk şiiri “Feryâd-ı Vatan” olan bir çocuk. Birinci Dünya Savaşı.
Dayısının, Çanakkale’de İngiliz emperyalizmince öldürüldüğünün bilincine
varışla şekillenen şiirler…
Bu mektup Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanlığı'na seçilmeniz üzerine bir kutlama mesajı yazma ihtiyacı ile
kaleme alınmadı. Riyakarlığın neredeyse kural haline geldiği bir ortamda
karşılığı olmayan nezaket gösterilerine soyunacak değiliz. Bugün siyasette en
fazla gereksinilen niteliklerden birinin samimiyet
olduğunu mutlaka kabul edeceksinizdir.
Türkiye Komünist Partisi, on
yıllardır yasaklarla, yalanlarla, terörle yok edilmeye çalışılan bir siyasal
akımın temsilcisi, daha önemlisi bir işçi sınıfı partisi olarak açık,
tereddütsüz, ilkeli bir mücadele sürdürmek ve bu mücadelenin gerektirdiği
medeni cesareti göstermek durumundadır.
Zonguldak’ta, taşeron bir firmanın
işlettiği işyeri, yine maden işçilerine mezar oldu. Bu tür olaylarda hep aynı
şeyi tekrarlamak zorunda kalıyorum. Üç kuruş peşinde canlarından olanların
başına gelenler başlı başına bir felaket! Ancak, daha kötüsü, bu insanların
‘sahipsizliği’! Kuzuların sessizliği!
Artık, iş güvenliği, işçinin,
emekçinin hayat koşulları, hakkı, hukuku, siyasal tartışmanın konusu olmaktan
çıktı. Asıl sorun burada! Yeraltı veya üstündeki iş yerlerinin, çalışanlarına
sıkça mezar olması, o olmazsa sağlıksız koşullar, düşük ücret, sosyal
güvencesiz çalışma koşulları adına ses seda kesildiği oranda, ‘iş mezarlıkları’,
işyeri adı altında işleyen ‘işkence haneler’ artıyor, artacak! O halde, böylesi
olaylar karşısında kıyametler kopmalı, sebep olanların iki cihanda hesap
vermeye mecbur oldukları hatırlatılmalı!
13/05/2010 tarihinde yapılan nihai görüşmeler sonucunda SIZIR HİDROELEKTRİK SANTRALİ'nin de içinde bulunduğu 10. GRUP'a en yüksek teklifi 69.700.000 $ ile "Kayseri ve Civarı Elektrik T.A.Ş" verdi.
Elektrik Üretim A.Ş'ye ait 19
gruba ayrılan, 52 adet akarsu santrallerinin ihaleleri 4 Mayıs’ta başladı ve 21
Mayıs'a kadar gerçekleştirilecek.
52 santrale rekor düzeyde
teklif gelirken, yatırımcıların verdiği teklif sayısı 613'ü bulmuştu.
Sızır Hidroelektrik Santrali’nin içinde
bulunduğu gruba ise 56 şirketten teklif gelmişti.
3 sene önce yola çıkarken tüm
yurtsever dostlarımızla birleşerek daha güzel şeyler yapabileceğimizi
biliyorduk. Ülkemizde olup bitenlere sessiz kalmamamız gerektiğini hergün daha
da öğrendiğimiz günlerde sitemiz üzerinden bir şeyler paylaşmak, fikir
alışverişinde bulunmak, geleceğe daha umutlu bakmak adına güzel şeyler
yaptığımıza ve daha da yapacağımıza inanıyoruz.
Gerek ülke siyaseti gerek Sızır’da
olup bitenleri elimizden geldiğince paylaşmamız, hamuru birlikte yoğurmamız,
site emekçilerimiz ve “Catalsay.Com Ailesi”ni oluşturan dostlarımız için sağlam
ve ses getiren bir ürün oluşturmamızı sağlıyor.
Emekten, emekçiden, üretenden yana
olduğumuzu ve tarafsız değil SOL düşünce ile yayın yaptığımızı hiçbir şekilde
gizlemiyoruz, gizlemeyeceğiz.
Dostlar son bir yıl içerisinde sağ
siyasetin ülkemizde oluşturduğu olumsuzlukları hep birlikte görmekteyiz.
Belediyeciliğin sağ siyaset için ne anlama geldiğini biz gayet iyi biliyorduk
fakat maalesef İstanbul’daki sel felaketinde 7 kadın emekçimizin boğularak
ölmesi, belediyeciliğin aslında hizmet değil rant peşinde olduğunu bize somut
biçimde gösterdi. Yine İstanbul Belediyesi’nin halkımızın can güvenliğinden
sorumlu itfaiye birimini nasıl taşeronlaştırdığını da görmüş bulunuyoruz.
Ankara’da ulaşım zamlarının geri alınmasına dair verilen kararın ardından
Ankara Belediyesi’nin ulaşımı nasıl aksattığı, halkın cebinden daha az para çıkmasının
nasıl hırs meselesi yapıldığını günlerce gördük. Vergilerimizle, emeğimizle
oluşturduğumuz kamu kurum ve kuruluşlarımızın hergün nasıl satıldığını canlı
yayındaki ihalelerle takip eder olduk. Sadece zarar eden değil 3 yıllık kârı
ile satıldığı fiyatı çıkarabilen kamu kurum-kuruluşlarının da satıldığı gözler
önündedir.
Dostlar yazılacak çok olumsuz durum
var fakat biz tıpkı DENİZLER gibi mücadele etmeli, tıpkı TEKEL işçilerinin
onurlu direnişi gibi sağlam durmalı ve 1 MAYIS’ta Taksim’de olduğu gibi giderek
güçlenerek bu olumsuzlukları ters çevirmek zorundayız.
DENİZLER’in başladığı işi
bitireceğiz. Anti-amerikancı, anti-emperyalist, NATO’suz, IMF’siz, AB’siz TAM
BAĞIMSIZ SOSYALİST CUMHURİYETİ kuracağız.
DENİZLER “6. Filo”yu denize
dökmüşlerdi; bizde işbirlikçileri, amerikancıları, emperyalistleri tarihe
gömeceğiz.
Bu kavga HÜRRİYET kavgasıdır.
Gelin sitemizde daha fazla
sorumluluk alalım, gelin yardımlarımızı esirgemeyelim, gelin taşın altına
elimizi sokalım, birlik olup FELEĞİN TEKERİNE ÇOMAK SOKALIM.
Catalsay.Com <Çatalsay gibi onurlu ve dik olmak için>
“O Mahur Beste Çalar Müjganla Ben
Ağlaşırız” ‘68 öğrenci hareketinin gençlik liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan
ve Hüseyin İnan’ın idamlarının ardından yazılmış Attila İlhan şiiridir. 12
Mart’ın zorlu günlerinde Attila İlhan, İzmir’e gitmek üzere Karşıyaka’dan
vapura biner. Vapurdaki radyoda Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın
idam edildiğinin haberi verilmektedir. Attila İlhan o günü şöyle anlatır “Deniz
bulanıktı. Simsiyah alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın çalkantılı. Acı bir
yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra. Vapurda sessiz bir köşe bulup
yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca da bu ilk
mısraları tekrarlayarak yürüdüm.”
“Bir yangın ormanından püskürmüş
genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert
adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı
çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık
karardı”
(6 Mayıs 1972)
Dizede tevriyeli [1] bir kullanım
söz konusudur. Bir kadın ismi olan “müjgan” Farsça’da “kirpik” anlamına gelir
ve şairin “müjganla ağlaşmaktan” ne söylemek istediği daha iyi anlaşılır. O,
“Denizler”e ağlıyordu…
23-04-2010 tarihinde Sızır'da bulunan dostlarımız tarafından çekilen ve bize ulaştırılan Sızır Şelalesi'nin görüntülerini geçen sene olduğu gibi gurbette bulunan dostlarımızla paylaşmayı uygun bulduk.
Paylaşımda bulunan dostlarımıza teşekkür ederken, izleyen ziyaretçilerimize de iyi seyirler diliyoruz.